+ Yorum Gönder
Okul ve Eğitim ve Vücudumuzu Tanıyalım Forumunda DNA ve RNA Arasındaki Farklar Konusunu Okuyorsunuz..
  1. HARBİKIZ
    Moderator

    DNA ve RNA Arasındaki Farklar








    DNA ve RNA Arasındaki Farklar

    RNA ve DNA, üç ana özellikleriyle birbirlerinden farklılık gösterirler. Birincisi, DNA çift iplikçikli olmasına karşın, coğu biyolojik fonksiyonunda RNA tek iplikçiklidir, ve DNA'dan çok daha kısadır. İkincisi, DNA'yı oluşturan şeker molekülleri deoksiriboz, RNA'yı oluşturanlar ise ribozdur, yani DNA'da pentoz halkasının 2' konumunda bir hidroksil grubu yoktur, RNA'da ise pentoz halkasının iki hidroksil grubu vardır. Rna'da fazladan bulunan hidroksil grupları, hidroliz nedeniyle onun DNA'dan daha az dayanıklı olmasına neden olur. Üçüncüsü, adenin bazını tümleyen baz DNA'daki gibi timin değil, urasildir.



    RNA genelde tek iplikçikli olmasına rağmen, çoğu RNA molekülü katlanarak baz eşleşmesi ile çift sarmallı bölgeler oluşturur. DNA'dan farklı olarak RNA'lar uzun çift iplikçikli sarmallar değil, birbirine sıkıca sokulmuş kısa sarmallardan oluşur. Bu baz eşleşmeleri RNA molekülüne belli bir şekil verir ve bazların fonksiyonel grupların bir araya gelmesi sonucu reaktif özelliğe sahip olan yapılar ortaya çıkar. Bu sayede RNA, bir enzim gibi, kimyasal katalizör olarak işlev verebilir. Örneğin, peptit bağını oluşturan bir enzim olan ribozomun aktif merkezi tamamen RNA'dan oluşmaktadır.








  2. Harbi @ kız
    Bayan Üye





    Hücre içinde RNA genelde tek zincirli, DNA ise genelde çift zincirlidir. RNAnükleotitleri riboz içerirler, DNA ise deoksiriboz (bir oksijeni atomu eksik olan bir riboz türü) vardır. DNA’da bulunan timin bazı yerine RNA’da urasil vardır ve genelde RNA’daki bazlar ayrıca kimyasal modifikasyona uğrar. RNA, RNA polimeraz enziminin DNA’yı okuması (transkripsiyonu) ile sentezlenir ve ardından başka enzimler tarafından işlenerek değişime uğrar. Bu RNA işleyici enzimlerin bazıları kendi RNA’larını içerirler.

    Deoksiribonükleik Asit yani DNA kısaca genetik bilgiyi tasiyan olusum olarak adlandırılabilir

    Bir fosfat grubu, bir deoksiriboz seker ve de bir nukleotid biraraya gelir ve bu gruplar fosfatlarin arasindaki fosfodiester baglar yardimiyla birbirlerine zincir gibi eklenir.Bu zincirin bir esi de birbirine uyumlu nukleotid bazlarin birlesmesiyle digeriyle kivrilarak dnaya seklini veren double helixi yani çift zincirli sarmal yapısını olusturur
    Dnaya tum yasam formlarindaki cesitliligi ortaya koyma gucunu veren ise adenine, guanine, cytosine ve thymine adli 4 nukleotidin random siralanisidir
    Ribonükleik asit yani RNA ise kısac dna’nin verdigi emirleri yerine getiren yurutucu molekul olarak tanımlanabilir..Rna’nin yoneticilik yaptigi tek bir durum vardir oda viruslerdir.Çunku viruslerde ya sadece DNA yada sadece RNA bulunur. Riboz şekeri içeren ve tek iplikten oluşan nükleik asit. rna’nın, elçi rna, taşıyıcı rna ve ribozomal rna gibi farklı biçimleri vardır ve bunlar protein sentezinde rol oynar. işlevleri henüz tam anlaşılamamış küçük rna’lar da vardır. DNA ve RNA arasındaki farklar maddeler halinde yazacak olursak

    DNA yapıtaşında Deoksiriboz şekeri bulundururken RNA nın yapısında ise Riboz şekeri bulunmaktadır.
    DNA çift zincirlidir. RNA ise tek zincirli bir yapısı vardır
    DNA nın yapısında Adenin Guanin Sitozin ve Timin bazları yer alırken RNA nın yapısında Adenin Guanin Sitozin bazları aynen bulunmaktadır Timin bazı yerine ise Urasil bazı bulunmaktadır
    DNA yönetici moleküldür ve Çekirdek mitokondri kloroplast ve prokaryot hücrelerin doğal olarak sitoplazmalarında yer alırken RNA molekülü sitoplazma çekirdek ve hücre organellerinde bulunur
    DNA nın sentezinde kendini eşleme metoduyla DNA polimeraz enzimi kullanılarak yapılırken RNA nın sentezi RNA polimeraz enzimi ile DNA tarafından olur
    DNA nın Hücredeki sentez yeri Prokaryotlarda sitoplazmada, ökaryotlarda, çekirdek ve bazı organellerde olurken RNA nın sentezi Hücredeki sentez yeri Prokaryotlarda sitoplazmada, ökaryotlarda çekirdekte olur
    Nükleotidlereine ayrılması DNA da DNA-az enzimiyle olurken RNA da RNA-az enzimi ile olmaktadır

    Özet




  3. Zeyneb
    Bayan Üye
    DNA
    Bulunduğu yer Çekirdek, mitokondri, kloroplast, prokaryotların sitoplazmalarında
    Zincir şekli Çift zincir
    Yapısındaki bazlar A, T, G, C
    Yapısındaki şeker Deoksiriboz
    Sentezlenmesi DNA polimeraz enzimleri sayesin*de kendi kendini eşleyerek
    Hücredeki sentez yeri Prokaryotlarda sitoplazmada, ökaryotlarda, çekirdek ve bazı organellerde
    Görevi Genetik bilginin depolanması, ne*siller arasında aktarılması ve hüc*redeki metabolik faaliyetlerin yö*netimi
    Nükleotitlere ayrılması DNA-az enzimleri ile Çeşidi1 çeşit

    RNA
    Bulunduğu yer Sitoplazma, çekirdek ve hücre organellerinde
    Zincir şekli Tek zincir
    Yapısındaki bazlar A, U, G, C
    Yapısındaki şeker Riboz
    Sentezlenmesi RNA polimeraz enzimleri sa*yesinde DNA tarafından
    Hücredeki sentez yeri Prokaryotlarda sitoplazmada, ökaryotlarda çekirdekte
    Görevi Protein sentezi, genetik bilginin taşınması
    Nükleotitlere ayrılması RNA-az enzimleri ile
    Çeşidi 3 çeşlit: m-RNA, t-RNA, r-RNA
    Genler, DNA’daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden mey*dana gelmiştir. Çoğunlukla kromozomların içerisinde bulunurlar. Ayrıca DNA molekülü prokaryotlarda (bakteriler) kromozom dışı genetik sistem olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar (Nükleus) dışında temel olarak (hayvan ve bitkilerde ) mitokondri ve (sade*ce bitkilerde ve alglerde ) kloroplastlarda bulunduğu bilinmektedir.
    1953 yılında Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özellik*lere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Bu araştı*rıcıların önerdikleri DNA yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından or*taya konulan DNA’ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır.
    Bir başka önemli bulgu da Chargaff tarafından saptanmıştır. Herhangi bir türe ait DNA’nın nükleotidlerine parçalandığında serbest kalan nükleotidlerde adenin miktarının timine, guanin miktarının da sitozine daima eşit olduğu görülmüştür.
    Bu modele göre DNA molekülü, heliks (sarmal) şeklinde kıvrılmış, iki kollu merdiven şeklindedir. Merdivenin kollarını, şeker (deoksiriboz) ve fos*fat molekülleri meydana getirir. Deoksiriboz ile fosfat grupları ester bağla*rıyla birbirlerine bağlanmıştır. İki kolun arasındaki merdiven basamaklarında gelişigüzel bir sıralanma yoktur. Her zaman guanin , sitozin’in (C yada S); Adenin de Timin’in karşısına gelir. Hem pürün (yani adenin ve guanin ) ile pirimidin (yani sitozin ile timin) arasındaki hidrojen bağlan, hem de diğer bağlar, meydana gelen heliksin düzgün olmasını sağlar. Pürin ve pirimidin bazları, yandaki şekerlere (riboz), glikozit bağlarla bağlanmıştır. Baz, şeker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri olan nükleotidleri meydana getirmiştir. Dört çeşit nükleotid vardır. Bunlar taşı*dıkları bazlara göre isimlendirilirler (Adenin, Guanin, Sitozin, Timin).
    DNA molekülü kendini oluşturan nükleotidlerin sayısına bağlı olarak, büyüklüğü türden türe değişen, uzun zincir şeklinde bir yapı gösterir.
    İki polinükleotid zincirdeki nükleotidler karşılıklı olarak birbirlerine hidrojen bağları ile bağlanmıştır. Bu bağ fosfor bağları kadar kuvvetli olma*dığı için pH değişikliği, sıcaklık basınç gibi faktörlerde kolaylıkla birbirle*rinden ayrılabilmektedir. DNA’nın kendi kopyasını yapması ve gen açılımı, nükleotidler arasındaki hidrojen bağlarının ayrılması ile gerçekleşir.
    Nükleotidler birbirlerine fosfat bağlarıyla bağlanarak, şeker ve fosfat kısımlarının birbirlerini izlediği serilerden oluşan bir omurgaya sahip uzun ve dallanmış polinükleotid zincirlerini meydana getirmiştir. Kovalent ester bağları olarak da bilinen bu bağlar son derece kuvvetlidir. Genetik mühen*disliğinin hedeflerinden biri olan klonlama çalışmaları, doğal yolla gerçek*leşmesi mümkün olmayan kovalent bağ kırılmalarını gerçekleştirerek yeni türler oluşturma çabalarını içerir.
    Nükleotidlerin yapısı bazik olmasına karşın omurgadaki fosforik asit grubunun varlığı polinükleotid zincirlerin asit özellikte olmalarına yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten kaynaklanır.

    Hidrojen bağları daima bir pürin (A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazı a-rasından meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bağı, G-C baz çiftleri arasında ise 3 hidrojen bağı bulunmaktadır. Hidrojen bağlarının özelleşmesi; anahtar kilit modelini andıran, uygun nükleotid moleküllerinin karşılıklı gelerek birbirlerine yine uygun sayıda hidrojen bağları ile bağlanmasını sağlar. Böylece zincirin bir kolunda bulunan nükleotidlerin dizilişi, karşı kolda bu*lunan nükleotidlerin dizilişini bir çeşit dikte ve kontrol eder. Tesadüfe bı*rakmayan bir titizlikle molekül yapısı oluşturulur ve kontrol edilir.

    DNA çift sarmalının dikkate değer ve önemli bir özelliği, molekülü oluşturan zincirlerin birbirlerinden kolaylıkla ayrılabilmesi ve yeniden birleşebilmesidir. Protein sentezi ve DNA replikasyonu (kendi kopyasını oluş*turması) bu özellik sayesinde meydana gelebilir. DNA’nın iki zinciri, birbi*rine sadece H bağları ve hidrofobik etkileşimlerle bağlı olmaları nedeni ile nükleotidleri arasındaki kovalent bağlardaki herhangi bir kopma olmaksızın çözülebilir (denatürasyon) . Aynı şekilde çözülmüş molekülün zincirleri tamamlayıcı bazları arasında H bağlarının oluşumu ile birleşip sarmal yapıyı yeniden oluşturabilir (renatürasyon).
    Nükleotidler arasındaki fosfor bağlarının kopması nedeniyle nükleo*tidlerin yerine başka nükleotid veya nükleotid dizisinin geçmesi mutasyonlara yol açar. Mutasyonların neticeleri ölümcül olabilir. Günümüzde viral hastalıkların başında gelen AİDS’in önüne geçilememesinin en geçerli nede*ni, genomu tek zincirli RNA olan virüsün sürekli mutasyonlar geçirerek kendini sürekli yenilemesi gösterilebilir.
    Dikkatli ölçmeler sonucu elde edilen değerlerden aynı tip hücrelerde DNA’nın hem kimyasal özelliğinin hem de toplam miktarının, dölden döle sabit kaldığını biliyoruz. DNA’nın hem niceliği ve hem de niteliği, aynı ana hücreden meydana gelen benzer hücrelerde aynı kalmak zorundadır. Bu ne*denle hücre mitoz bölünmeye hazırlanırken DNA molekülü boyunca, bütün kromozomlarda bir uçtan diğer uca doğru kendini eşler. Bir DNA molekülü replikasyon (eşleme) yapacağı zaman DNA molekülünün ikili sarmal dizile*rini birbirine bağlayan zayıf hidrojen bağları bir fermuar gibi açılır. Eğer molekülün bir ucundan başlarsak teker-teker her pürini, pirimidin eşinden fermuarı açar gibi ayırabiliriz. Bu açılma her iki dizide eşlerinden ayrılan pürin ve pirimidinin uçlarını açıkta bırakır.
    Hücrenin hammadde deposunda çeşitli nükleotitler vardır. Bu nükleotitler yüksek enerjili fosfat bağlan taşırlar (ATP molekülünde olduğu gibi). DNA’nın iki dizilişi birbirinden ayrıldığı zaman, depodan gönderilen nükleotitlerin uygun olanları denenerek yerlerini alırlar. Diğerleri uymadık*ları için geri çevrilirler. Diğer dizideki eski timin ise ikili sırayı tamamlamak için yeni bir adenin nükleotitle birleşir. İkili sarmal, bir uçtan diğer uca doğ*ru boylu boyunca bir fermuar gibi azar azar açıldıkça uygun tipteki nükleotitler zincirdeki yerlerini alırlar, ikili sarmal dizinin sonuna ulaşıldı*ğında, sonuçta DNA replikasyonu sağlanır





+ Yorum Gönder


dna ve rna arasındaki farklar,  dna rna arasındaki farklar,  dna ve rna arasındaki fark,  RNA ile DNA arasındaki farklar