+ Yorum Gönder
Öğrenci odası ve Soru (lar) ile Cevap (lar) Forumunda Orhan Pamuk Neler Yapmıştır Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Ziyaretçi

    Orhan Pamuk Neler Yapmıştır









  2. Suskun Karizma
    Devamlı Üye





    Orhan Pamuk Neler Yapmıştır

    Orhan Pamuk, edebiyat dünyamızın tartışılması en zor yazarı. Onun romanlarını ve aydın kimliğini birbirinden ayrı değerlendirmek de, bu iki yanını bir sepete koymak da neredeyse olanaksızlaşmış durumda. Bunun bir nedeni romanlarına yapılan yazınsal eleştirilerin bile çevresindeki koruma kalkanıyla savuşturulmaya çalışılmasıysa, öbürü de siyasal sözleri nedeniyle uğradığı saldırılara karşı onun yazar kimliğini koruma zorunu yüzünden eleştirinin duyduğu kaygıdır.
    Yazarların ortaya attıkları siyasal sözlerin anlamlarını yüklenmeleri elbette beklenir. Çünkü sözler açığa vurulmuştur. Orhan Pamuk da Ermeniler ile Kürtlerin yaşadığı acıları anlatırken kullandığı dilin, sesi kadar anlamını da tartmıştır. Yazarın, düşünülmüş, araştırılmış, doğruluğu anlaşılmış sözün yörüngesinde, dünyayı kuşkulu sözden daha etkili ve anlamlı sardığını o da bilir.
    Ne ki, yazar ille de her anında düşünüp söylediklerini kendine verilmiş çerçevelere uydurup cetvellere vurmaz; bazen de sözünü sakınmadan, ölçüsüzce savurarak gösterir muhalif duruşunu. Sorun çözen değil de, uyarıcı, sorun yaratan bir kişilik olarak da görünür. Orhan Pamuk, üstünde durulmasından sıkıldığımız sözleri bu anlama gelecek biçimde söylemişse bile, epeyce yüklü bir anlam taşımıştır orta yere.
    "Bir milyon Ermeni, otuz bin Kürt öldürüldü" derken gerçeği tam da yaşandığı doğrulukta aktarmamış olabilir Orhan Pamuk, ama eleştiri dili kimileri için iyi ki de irkiltici olmuştur. Sonunda tarihin içinden çıkamadığı rakamlar yanlış da, kalan acılar doğruysa
    Bu tavrı entelektüel bir tasarımın sonucu olarak görüyorum. Yazar bireyin kurguladığı 'kendi tasarımı'na denk düşen bir örnek. Çünkü yazar, birilerinin siyasal ahlâkıyla kendi değerlerini ölçmeyi retederken resmi ideolojinin örümcek ağlarını bozmaktadır. Orhan Pamuk'un inanarak konuştuğundan kuşku duyma hakkını kendimde bulmuyorum. Yazarın, hem de yalnızlığına yenik düşmeden söyledikleri belki daha da önemli olmuştur.
    Kesin olmayan verileri keskin biçimde dile getirmesi, diyelim ki hoşumuza gitmedi, ama çok geniş bir toplum kesimince paylaşılan resmi ve basmakalıp yargıları bozmak için bu ülkenin entelektüellerine bütün kapılar da art arda kapatılmıyor mu? Koskoca bir ülkenin en gizemli tabularından birine karşı yıkıcı davranmaktan başka yolların tıkalı olduğunu gören yazarın, kapıyı kabaca yumruklamaktan kaçınmayacağı anlar da gelir.
    Yazarların yaşadıkları yurdu içselleştiren dünyalarıyla yetinmeyip onları tarihe zincirlemeye hevesli olanlar, aynı ulusun parçaları olmayı gerekçe gösterirler. Tarihe bütün yanlışlarıyla da birlikte ve herkesçe sahip çıkmaları beklenir ki, Orhan Pamuk bunu yapmadığı için aforoz edilmek istendi. Aşırı milliyetçiler, milliyetperverler, ulusalcılar, şimdiki iktidar sahipleri ve günlük çıkarlarını bu çevrelerin suyuna gitmekte gören medyanın önde gelenlerince burnu sürtülmek istenen yazarın gördüğü ölçüsüzlük, aslında onun ortalama değerlerin dışına çıkma cüretine dayanamamıştır. Kolektif yetersizliğin dayattığı gibi, aynı ulusun parçaları olsaydık, ev içinde ikide bir taciz edilir miydik?
    Entelektüel olarak yazar, yaşadığımız dünyanın düştüğü çukurdan görülmesi olanaksız yeni gerçeklerin sözcülüğünü yapar. Statüko ya da devlet, entelektüel için dayanılmaz, dolayısıyla umursanmaz olgulardır ki, bu ikisiyle her zaman uzlaşmaz olmayı beceremeyenler ister istemez uyum göstermek zorunda kalırlar.
    Bu arada Orhan Pamuk'un neden sonra yaptığı açıklamalarla geri adım attığını söyleyenlerdeki, onu ille zayıf görme vicdankaralığını onaylayabilir misiniz? Onun yalnızca gerçekte ne olup bittiğiyle yetindiği açıklamaları da söylediklerinden dönme biçiminde yorumlandı ki, saçmaydı. Hep onların beklediği gibi davranmak yerine, yazarın önceden söylediklerine yeni açıklamalar getirme isteği, oysa çok doğaldı. Frankfurt'taki ödül törenine devlet temsilcilerinin katılmamasını 'şeref' sayan sözlerini de kendim söylemiş gibi görüyorum.
    Orhan Pamuk'a yönelen saldırılara karşı onu entelektüel bir yazar olarak anlamaya çalışırken onunla ilişkimi de gözümün önünden geçiriyorum. Aramızda dostluğa neden olacak ortak yaşantılar içinde bulunmadık; ayaküstü birkaç söz; romanlarına karşı olumsuz eleştirilerimi bildiği için Cihangir'deki çalışma yerinde gergin bir söyleşiyle geçen yoğun birkaç saat; Emin Çölaşan ile Ahmet Taner Kışlalı'nın, Benim Adım Kırmızı yayımlandıktan sonra, nedense birdenbire ona dönük saldırı ve alay kumkumalarıyla romanı yazınsal bir metin olarak değil de 'Atatürkçülük' ölçütüne göre siyasal bir yazı olarak harcama çabalarına karşı çıkan bir yazının Yeni Binyıl'dan sonra Puslu Ada'ya girmesi
    Sonunda ikilemimle yüzleşip duruyorum: Karşılaştığı saldırılar yüzünden Orhan Pamuk'un romanları üstünde yeterince duramadığıma öteden beri hayıflanırım. Duyduğum yakınlık beni Orhan Pamuk'u eleştirmekten alıkoymadığında da, ötekileri sevindirmiş olmaktan kaçınırım. Ötekilere karşı Orhan Pamuk bana elbette yakın, ama görüyorum ki, ben de Orhan Pamuk için bir ötekiyim.
    Neyse düşündüğü insanın, onu olduğu gibi ortaya koyması gerektiğinden kuşkum yok. Yaratıcılığın yok edicisi de siyasal kaygılar. Bu tuzağa bile isteye düşüyoruz, ama aradan geçen suların renklerini ayırmış olsalar da, biz aynı yataktan çıkıyoruz. Orhan Pamuk'un peşini bıraktıklarında, ben de onun romanlarını özgürce değerlendirebileceğim günlere çıkmış olacağım.





+ Yorum Gönder