+ Yorum Gönder
Tarih Arşivi ve Osmanlı Tarihi Forumunda Osmanlı'nın en geniş sınırlı haritası Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Dr Zeynep
    Bayan Üye

    Osmanlı'nın en geniş sınırlı haritası








    Osmanlı'nın en geniş sınırlı haritası

    Osmanlı'nın en geniş sınırlı haritası.gif


    Şöyle derin bir nefes almaya dahi bırakmadı beni. "Abdülhamid'in
    Kurtlarla Dansı" geçen hafta çıktı ama Sultan hakkında birçok yeni bilgi
    hafızamın sahillerine vurmaya devam ediyor. İşte bunlardan biri daha:
    Abdülhamid, son günlerde sınırda PKK operasyonuyla yeniden gündeme giren
    İran'a karşı bir sınır ötesi operasyona girişmiş ve askerlerimize
    Doğu'ya doğru yürüyüş emrini vermişti. Konu hakkında önemli bir makale
    yazmış olan Sinan Kuneralp bunu, Almanların meşhur Doğu Yürüyüşü'ne
    (Drang Nach Osten) benzetir.
    İran sınırında bir hesabımız yarım kalmıştı. 1736'da Nadir Şah'la
    imzalamak zorunda kaldığımız antlaşma olsun, 1823 Erzurum Antlaşması
    olsun göstermiştir ki, Kasr-ı Şirin antlaşmasından ileri gidilemiyordu.
    Bu defa 1837'de bir savaşın eşiğine geldik İran'la. Ancak Rusya ve
    İngiltere'nin devreye girmesiyle önlenebilen bu sınır anlaşmazlığının
    giderilmesi işi, bir komisyona havale edilmiş ve 1847'de Muhammere'den
    Ağrı Dağı'na kadar 1,125 km uzunluğundaki Osmanlı-İran sınırı üzerinde
    mutabakat sağlanmıştı. Rusya ve İngiltere de antlaşmaya kefil
    olmuşlardı.
    Tarihlerle başı hoş olmayanların yüzlerini ekşittiklerini görür gibi
    oluyorum. Lakin pat diye Abdülhamid'e geçmek de yemeğin ortasında
    sofraya oturmak gibi gelir bana. Bilin ki, bunları, çorbayı kaçırmanıza
    gönlüm elvermediğinden anlatıyorum.
    Velhasıl, istemeye istemeye razı olmuşuz İran sınırının çizilmesine ama
    Osmanlı'nın içinde bir Azerbaycan ateşi yanık kalmıştır. Tebriz'dir
    tüten, Urmiye'dir, Selmas'tır, Evsal'dır. Sonraki antlaşmalar da tatmin
    etmez devlet ricalini. Derken Derviş Paşa adlı bir subay, sınır
    ötesindeki topraklarımızı belirleyen bir harita çizer ki, işte Sultan
    Abdülhamid bu harita üzerinde incelikli bir ameliyata girişecektir.
    Birincisi stratejik, ikincisi de siyasî gerekçelerle toprak talebimizi
    gündeme getirmişiz. (Kemal Tahir'in "Yol Ayrımı" romanındaki sözleri
    geliyor aklıma: 'Vermeseler de isteyeceksin' diyor ve Cumhuriyet
    devrindeki kolayından toprak tasfiye tavrına ateş püskürüyordu yaşlı
    kahraman.) Çünkü ele geçirdiğimiz sınır şeridi, Rusların Doğu Anadolu ve
    Irak'a bir saldırı düzenlemesi halinde elverişli bir toplanma yeriydi.
    Siyasî açıdan ise İran'da olası bir parçalanma durumunda doğu
    sınırlarımızı güvence altına almayı hedefliyorduk. Tabii aynı zamanda
    İslam Birliği siyasetinin de gereğiydi.
    Nihayet Abdülhamid Han'ın beklediği fırsat 1904 yılında karşısına çıktı.
    Doğu Anadolu'da çalışan bir Amerikalı misyoner (adı, B. W. Labaree),
    hududu geçerek Türkiye'ye girmiş olan İran Kürtleri tarafından
    öldürülmüştü. 1905 yılında Yıldız Sarayı'nda düğmeye basıldığını ve
    Osmanlı kuvvetlerinin sınırı kontrol altına almak bahanesiyle 50 km
    kadar İran topraklarına girdiklerini görürüz. "Nevâhi-i Şarkiye", yani
    Doğu Bucakları ismini verdikleri bu beldeler, Osmanlılar tarafından öz
    toprakları kabul ediliyor ve kanıt olarak da Derviş Paşa'nın haritası
    gösteriliyordu.
    Tabii Abdülhamid, İttihatçılar gibi kafasından iş yapan biri değildi.
    Çeşitli kaynaklardan bilgi akıyordu önüne; bölge halkının Nasirüddin
    Şah'tan memnun olmadığını görüyor ve fırsatı değerlendirmek için kolları
    sıvıyordu. Kendisine, 'Gel de bizi bu Şah'ın elinden kurtar Sultanım'
    tarzında mektup yazanlar arasında bazı nüfuzlu mollalar, hatta belki
    şaşıracaksınız ama İran'ın Baş müçtehidi bile vardı: Abdülhamid'i İran'a
    davet ediyordu açık açık.
    İran hükümeti 1906'da sınırları yeniden çizmek için bir komisyon
    oluşturulmasını talep etti. Talep ededursunlar, biz boş durmuyor,
    içerilere doğru ilerliyorduk. Çünkü İran artık kaynar kazana dönmüş,
    Meşrutiyet ilan edilmiş ve askerin sınırları koruyacak mecali
    kalmamıştır. Biz 93 Harbi'nde Ruslarla vuruşurken topraklarımızı
    tırtıklamaya kalkan İran'dan intikam, böyle alınıyordu.
    Abdülhamid'in amacı, iki ülke sınırında bir "güvenlik kordonu"
    oluşturmaktı. Operasyon kendimizi iyice garanti altına alıncaya kadar
    devam etmeliydi. 1907'de Urmiye şehrinin kuşatılıp düşürüldüğünü
    görürüz. Aynı yıl içinde İngiltere ile Rusya anlaşıp İran'ı aralarında
    pay ediverince Sultan Abdülhamid'in birkaç yıl önce başlattığı sınır
    ötesi operasyonun kıymeti daha iyi anlaşılacaktı. O, olacakları adeta
    önceden sezmiş ve tedbirini ona göre almıştı. Böylece İran topraklarının
    paylaşımına seyirci kalmamış oluyor, yeni komşularımıza karşı da bir
    güvenlik kordonu oluşturmuş oluyorduk.
    Şimdi Irak için sık sık söylediğimiz "toprak bütünlüğü" o zaman İran
    için kullanmış olmamız size de bir şey hatırlatıyor mu? bilmiyorum. Ama
    bu talepte bulunabilmek için olacakları öngörmek ve tedbirini buna göre
    kararlı bir şekilde almak gerekiyordu. II. Abdülhamid bunu yapmış, hatta
    bir adım daha ileri giderek Azerbaycan'ın Osmanlı Devleti'nin bir
    parçası olduğunu savunmuştu. Evet, Abdülhamid'in tezi, Azerbaycan
    Osmanlı'nın koruması altına girmelidir, şeklindeydi. Bunun için de
    Şemdinlili Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Sadık Bey'in Kürt kuvvetlerini dahi
    devreye sokmaktan çekinmemişti.
    Bu defa Türkiye'de Meşrutiyet ilan edilmek üzereydi ve Sultan, kurtlara
    karşı son operasyonlarını planlıyordu. Askerlerimiz, Azerbaycan'daki
    İran valisinin çevreyle irtibatını koparmış, etrafını kuşatmışlardı.
    Büyük devletler araya girince, kimbilir kaçıncı kere yeni bir sınır
    tespit komisyonu kurulmasına karar verildi. Said Nursi'nin uzun yıllar
    yanında kaldığı Bitlis Valisi Tahir Paşa da bu komisyonda görev alacak,
    Abdülhamid'in operasyonuna o da bir ucundan katılacaktı.
    Abdülhamid'in 1904'te düğmesine bastığı İran sınır ötesi operasyonu,
    ilginçtir, onun yaptıklarını bozmayı marifet bilen İttihatçılar
    tarafından da takip edilmiş, nitekim Enver Paşa, Kâzım (Karabekir) ve
    Nuri Paşaları Azerbaycan'ın fethine memur etmiştir.
    Son Türk askerinin Tebriz'den ayrıldığı tarih ise 18 Kasım 1918'dir.
    Yani Mondros Mütarekesi'nden 19 gün sonra
    Abdülhamid'in sınır ötesi operasyonu burada








  2. Acil

    Osmanlı'nın en geniş sınırlı haritası isimli yazıya yorum yazın.





  3. Sponsor Bağlantılar
+ Yorum Gönder


osmanlı haritası,  osmanli haritasi,  OSMANLI,  osmanlının en geniş sınırları