+ Yorum Gönder
Kültür Sanat ve Ekoloji ve Çevre Forumunda çevrenin korunmasında yasakların önemi nedir Konusunu Okuyorsunuz..
  1. Harbi @ kız
    Bayan Üye

    çevrenin korunmasında yasakların önemi nedir








    cevre.jpg

    Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak anayasal bir haktır. Çevre sorunlarının boyutu ve çevrenin önemi hak kavramında ve ödevlerde değişikliklerin yapılmasını zorunlu kılmıştır. Bu amaçla Anayasalarda değişiklikler yapılarak kişinin şeref ve haysiyetine, özelliğine uygun bir çevrede yaşamasının hakkı olduğu vurgulanmıştır. Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir (Anayasa m. 56/1). Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir (Anayasa m. 56/2).

    Çevre hakkı Anayasanın 5. ve 56. maddeleri ile teminat altına alınmıştır. Çağdaş özgürlük anlayışlarının bir sonucu olarak hakların kullanılmasının beraberinde ödevleri de getireceği ifade edilmektedir. Anayasanın siyasi iktidarlara çevre konusunda gereken tedbirlerin alınması için direktif verdiği de kabul edilmektedir. Bu nedenle yerel yönetimlerin çevre sorunlarına duyarsız kalması durumunda tam yargı davası dâhil idari davalar açılabilecektir.

    Çevre ile ilgili örgütsel yapıya bakıldığında merkezde Çevre ve Orman Bakanlığı bulunur. Yüksek Çevre Kurulu ile Çevre ve Ormancılık Şurası Bakanlığın merkez teşkilatı içerisinde yer almazlar. Yerel düzeyde ise Mahalli Çevre Kurulları bulunur. Ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığı gerekli gördüğü illerde taşra teşkilatı kurmaya da yetkilidir.

    Çevre korumada merkezi idarenin geniş yetkileri bulunmaktadır. 5216 sayılı 10.07.2004 tarihli Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile belediyelerin sınırlı yetkileri de genişletilmiştir. Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak da dâhil olmak üzere belediyeler artık ihtiyaç duydukları geniş yetkiler ile donatılmışlardır. Sürdürülebilir kalkınma, bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi ifade eder (2872 s.lı, 09.08.1983 t.li Çevre Kanunu m. 2). Bu yetkilerin etkili bir şekilde kullanılabilmesi için belediyelerin siyasi, mali ve teşkilat itibariyle güçlendirilmeleri de gerekmektedir. Çevre sorunları ile mücadele etmede ve çevre hakkının uygulamaya yansımasında mahalli idarelerin rolü daha da büyük olabilmelidir.

    İki açıdan çevrenin yerel boyutuna önem verilmelidir. İlk olarak kirlilikten etkilenme yerel düzeyde olmaktadır. İkinci olarak çevre kirliliğinin kontrolünde, çevrenin korunmasında ve yönetilmesinde, halkın katkısı ve katılımı yerel düzeyde daha kolay ve anlamlıdır. Halkın katılımı ve rolü olmadan, yerel düzeyde etkin bir çevre yönetimi geliştirilemez. Yerel halkın katılımı olmadıkça, çevre mahalli bir nitelik kazanamaz.

    Çevre sorunlarının milli ve evrensel boyutu olmasına rağmen sorun aynı zamanda mahalli bir nitelik de taşır. Sorun öncelikle çıktığı bölgede bulunanları etkiler. Böyle olunca onların seçtiği yerel yöneticileri de ilgilendirir. Çevre yönetimi açısından, çevrenin iyi yönetilebilmesi için en başta gelen ve en önemli unsur halkın katılımıdır. Halkın etkili ve doğrudan katılımı ise yönetim düzeyinde daha iyi gerçekleşir. Birçok ülkede ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası teşkilatlarda çevre sorunlarının mahalli olduğu ve ortaya çıkan tehlike karşısında mahalli idarelerin gerekli tedbirleri almaları gerektiği açıkça kabul edilmektedir. Şüphesiz, bu anlayış ülkemiz açısından da geçerlidir.

    Merkezi idare genellikle ülke çapında çevre politikalarının ve standartlarının belirlenmesi, kuruluşlar arası koordinasyon sağlanması, önemli projelerin hazırlanması ve finansmanı gibi görevler üstlenir.

    Belediyelerin çevre korumadaki temel görev ve yetkileri “idari kolluk hizmeti” içeriğinde değerlendirilmektedir. Belediyelerin belde ve şehir hizmetlerinin sunulması, belde halkının sağlıklı bir çevrede yaşaması için beldedeki faaliyetlerin düzenlenmesi ve bu amaçla kurallar konulması, etkin bir çevre yönetiminin kurulması ve işletilmesi gibi görevleri vardır. Bu meyanda;

    - Planlı ve sağlıklı yerleşimin sağlanması,
    - Yol, su, kanal gibi altyapı hizmetleri,
    - Spor ve oyun sahaları,
    - Yeşil alanlar,
    - Gürültü ve hava kirliliği ile mücadele,
    - Kıyıların ve içme suyu kaynaklarının kirlenmeye karşı korunması,
    - Plansız yapıların denetlenmesi,
    - Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması,
    - Çöp ve katı atıkların toplanması, işlenmesi, değerlendirilmesi,
    - Çevresine zararlı sanayi tesislerinin bu zararlarının önlenmesi gibi görevleri belirtilebilir.

    Bizdeki çevre sorunları özellikle şehir hayatı neticesinde ortaya çıkmıştır. Şehir hayatının düzenlenmesinden belediyeler sorumludur. 5393 sayılı, 03.07.2005 tarihli Belediye Kanunu m. 14 ve 15 bu konuda belediyelere her türlü girişimde bulunma, yasaklar koyma ve yasaklara uymayanlara ceza verme yetkisi vermiştir. Buna dayanılarak “Zabıta Yönetmelikleri” yoluyla belediyeler şehir hayatını düzenleyen ilke ve kuralları gösterip, olması gereken kentsel çevre kalitesini açıklamış ve belirli bir standarda bağlamış olacaktır. Hava, su ve gürültü kirliliği, afiş ve pankartların rahatsız eden görüntüleri, ulaşım ve otopark sorunu, şehirlerin genel temizliği ve yeşil alanlar gibi temel çevre sorunları bu yönetmeliklerle düzenlenebilme imkânına sahiptir. İmar Yönetmeliği, Sağlık Yönetmeliği gibi diğer yönetmeliklerde de benzeri düzenleme ve uygulama imkânları mevcuttur.

    Mahalli idarelerin çevre alanında büyük görev ve sorumlulukları olup bu konuda ellerinde planlama, denetleme, yasaklama, yaptırımlar uygulama gibi çeşitli kanuni imkânlar bulunmaktadır. Ancak bu imkânlar belediyelerdeki örgütlenme, eleman, mali yetersizlikler, teknik yapı, eğitim ve idari süreçlerle ilgili sıkıntılar sebebiyle yeterince kullanılamamaktadır.

    Köyden şehre göç olgusu da Türkiye’de şehirlerin ve belediyelerin en çetin meselelerinden birisi, belki de en önemlisidir. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre; 1927 nüfus sayımına göre şehirli nüfus %24,2, köy nüfusu %75,8; 1950 yılında şehirler %25 köyler %75 iken bu oranlar 2000 yılında şehirlerde %70,6 köylerde ise %29,4 olmuştur. 1950 yılında belediye gelirlerinin GSMH’ya oranı %1,5 iken 1997 yılında bu oran %2,8’lerde seyretmiştir. 2000 yılında şehir nüfusu 1950 yılına göre 3 kat artış gösterirken belediye gelirlerindeki artış 2 katını bile bulamamıştır. Buna daha önce belirtilen yetersizlikler de eklendiğinde belediyeler üstlendikleri yükün altında adeta ezilmişlerdir.

    Çevrenin korunması, iyileştirilmesi ve çevre hakkının uygulamaya geçirilmesinde “katılım hakkı” en etkili şekilde mahalli düzeyde gerçekleşebilir. Bu nedenle mahalli idareler daha da güçlendirilmelidir. Ancak tüm çevre sorunları mahalli idarelerin çözebileceği boyutlarda değildir. Bir kısım büyük sorunların çözümü çoğu kez ülke bazında değil, milletlerarası dayanışma ve yardımlaşmayı gerektirebilecek boyutlardadır.

    Sahip olunan haklar kullanıldıklarında anlamlı hale gelirler. Belediye Kanununa göre; herkes ikamet ettiği beldenin hemşehrisidir. Hemşehrilerin, belediye karar ve hizmetlerine katılma, belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme… hakları vardır (m.13). Belediye meclisi, belediyenin karar organıdır (m.17). Meclis toplantıları açıktır (m.20/5). Buna göre, hemşehrilerin yaşadıkları çevreye ilgi göstererek, belediye meclis toplantılarına iştirak etme, belediye faaliyetlerini sorgulama, yeri geldiğinde dava açma gibi haklarını kullanmalarının, idari makamlar üzerinde görevlerini yerine getirme konusunda, olumlu etkileri olacağı aşikârdır.
    Tüm sorunların çözümünde olduğu gibi, çevre sorunlarının çözümünde de şüphesiz ki en etkili yol, insanların bilinç düzeylerinin yükselmesine yönelik eğitim ve uygulamalardan geçmektedir.

    * Natural Life Dergisi / Sayı 6 / Kasım - Aralık 2010







  2. Abdulnasır
    Süper Moderator





    her insan temiz bir çevrede büyümek ister ve bunun içinde devlet yasal hak çıkartmakta bu yasalar insanların daha iyi bir çevrede yetişmesi için gerekli kılınmış bir kanundur.bu kanunlara uyup ve uymayanları uyarmak bizim insanlık vazifemizdir.mesela ormanda mangal yapmış bir aile bu ateşi södürmeyip orman yangınına neden oluyor buda bir sorumsuzluk yüzünden onlarca ağaç yok olmaktadır.




+ Yorum Gönder


çevre kirliliği nedir,  çevre kuralları,  çevre nedir,  çevrenin korunmasında yasalar etkilidir